Sofraya herkes bir tabak koyabilir ama herkes bir tabak yemek pişiremez. Herkeste aynı gelişkinlikte olmayan güven duygusu yüzünden yani. Kendine güven gibi bir şey değil sadece sözünü ettiğimiz. Burnumuzdan alıp ağzımızdan verdiğimiz bir nefes, üzerimizdeki kumaşların yünlülüğünü, kalınlığını belirleyen hava, çay için ocağa koyduğumuz su ve sadece toprak.
İradi tercihimizle aldığımız, beğeni göstererek ve bedel ödeyerek aldığımız mahsüller, yani sadece toprak.
Bilinçdışımızda bunlara güvenecek bir şekilde yaratılmış olmalıyız muhakkak fakat süreç içersindeki bozulmalar bizde tabiata karşı kocaman bir belirsizlik ve korku duygusundan başka bir şey bırakmıyor.
Yaktığımız ateşe ve kaynattığımız suya güvenmek bizi de güvenilir birine dönüştüyor.
Fırının kapağını, tencerenin kapağını açarak geçen bir zamanın ardından elimize tüm dengesiyle ve karakteriyle oynanmış bir tabak lezzetsiz yemekten başka bir şeyin geçmesi imkansız.
Kendi kaygılarımızı ve güvensizliğimizi yansıttığımız bir şeyden yalnızca aynı görüntüyü almamız kaçınılmaz elbette. İşgal ettiğimiz bir şeyden duruluk ya da doğallık ve güzellik bekleyemeyiz.
Güzelliği takdir edilen ve güven duygusuyla donatılan tabiatın kusursuzluğu bu düşünceyi doğrular gibi duruyor. Yani duygusuna sahip çıkan ve duygusunun doğallığını kabul eden bir insanın sağlamlığından doğan güven gibi bir döngüyle tazeleniyor.
Yorumlar
Yorum Gönder